Ses Seviyesi Farkı Nedir?

 

Ses Seviyesi Farkı

Sesler kulaklarımıza kaynaklarından çıktıkları güçle (ses seviyesi ile) ulaşamaz. Yolları üzerindeki engeller zayıflamalarına sebep olur. Ayrıca kulak kepçesinin ve başın şekli; saçların, giysilerin ses dalgalarını yumuşatma/zayıflatma etkisi gibi faktörler de sesin yönünü belirlemekte etkili olur. Yine kapı örneğimize dönersek sağ kulak sol kulağa göre kapının kapanma sesini daha doğrudan algılayacaktır. Yani bu örnekte, sesi sağ kulağımızla daha yüksek duyarız.

Doğada seslerin yönünü, çıkış kaynaklarının konumunu ve kaynağın bulunduğu ortamı bu iki parametre ve akustiğin prensipleri sayesinde algılarız. Bir başka deyişle, sesin kaynaktan çıktıktan sonra nereden, ne kadar yansıdığı ve soğurulduğu (yansımadığı, emildiği) onun yönünü ve şiddetini anlamamıza yardım eder. Örneğin bir konser salonunda müzik bize sadece doğrudan sahneden değil konser salonun duvarlarından ve tavanından yansıyan sesler şeklinde de ulaşır. Müziğin tadına varmamızı sağlayan da konser salonunun bu “gerçek” akustik ortamı içindeki ses dağılımıdır.

Hi-End sistemler bu gerçekliği mümkün olduğunca özgün haline yakın biçimde yeniden üretmeye çalışır. Burada asıl amaç kaydı mümkün olduğunca gerçeğe yakın yapmak ve yeniden üretmektir. 1990’ların başında sinema salonlarında devreye giren, bir süre sonra da evlerde kişiye özel hale gelen çevreleyen ses fikri de aynı mantıktan yola çıkar ancak bu mantığı dijital teknolojinin olanakları ile birleştirir.

Stereo bir sistemde her hoparlörden çıkan ses iç kulağımıza ulaştığında beraberinde oda akustiğinden ve başımızla kulak kepçelerimizin fiziksel özelliğinden doğan bir dizi ardışık ses dalgaları da getirir. Bu dalgalar bir anlamda sesi “boyutlandırır”. Biraz daha açarsak, beyin bu ardışık dalgalar sayesinde sesleri konumlandırır ve bir konser düzeninde olduğu gibi, müzisyenlerin bir sıra halinde önünüzde çaldığı bir ses alanı yaratır.

En basit haliyle çok kanallı ses sistemlerinin dayandığı temel mantık ise, stereo sistemlerde olduğu gibi sadece ana sesleri bir sıra halinde önümüzde oluşturmak değil, bize orada olma hissini veren ortam seslerini de “etrafımızda” yeniden üretmektir. Bu da aynı anda farklı kaynaklardan farklı seslerin verilmesi ile mümkün olur. Filmlerde oyuncuların diyaloglarının merkezdeki hoparlörden, ses efektlerinin de uydu (arka ya da yan) hoparlörden verilmesi gibi.

Konser salonu örneğinde olduğu gibi bir stereo ses ya da ev sinema sisteminden gelen sesleri dinlerken kulaklarımız hem her hoparlörden çıkan doğrusal sesleri, hem de onların oda yüzeylerinden ya da eşyalardan yansımalarını algılar.

Doğrusal ve yansıyan seslerin kombinasyonu, hoparlörün ve sizin konumunuza bağlı olarak, sistemdeki her bir hoparlör için “kendine has” tır. Şöyle de diyebiliriz, sistemdeki her bir hoparlörün bir ses imzası vardır. Beynimiz bu farklı imzaları bir araya getirerek, odanın boyutları, akustik özellikleri, hoparlörlerin pozisyonu ve orijinal sesin yansımaları ile ilgili “üç boyutlu bir ses haritası” çıkarır. Bize “orada olma hissini” veren işte bu formüldür.